Liseli Meydanı

“okul çıkışı buluşalım”

MUNZURUMA DOKUNMA

MUNZURUMA DOKUNMA

      İşte bir Türkiye gerçeği daha size. İşte güzel ülkemin güzel yerlerinden birinin daha katlediliş öyküsü bu. Yapılan doğa katliamının yanında elde edilecek aslında %1 lik bir hiç   Bahsettiğim yer başlıktan da anlayacağınız üzere Munzur. Tunceli’nin bir vadisi olan munzur eşsiz doğal güzellikleri bin çeşitten fazla bitki türü yaban hayatının dünyada en iyi örneklerinden biri olan doğa harikası bir yer. Ancak bundan birkaç yıl sonra tüm bu güzellikler yok olacak. Bunun yanı sıra binlerce insan işsizliğe evsizliğe göçe itilecek. Munzur vadisi üzerine kurulacak 8 barajla birlikte toplam 84 köy boşaltılacak. Kurulacak bu 8 baraj Türkiye enerjisinin sadece %1 ini karşılayacak. Dünyanın en büyük nehirleri olan Amazon ve Nil nehirleri üzerinde bile sadece 1 tane baraj bulunmaktadır. Gerisini siz düşünün artık.  24 yıl sıkıyönetimle yönetildikten sonra son yıllarda olağan yaşamına dönen Tunceli (dersim) de şimdide Türkiye’nin ilk milli parkı kilit altına alınmak isteniyor. Enerji üretimimizin % 1 bile karşılamayacak bir proje için 85 kilometrelik bir vadi yok edilecek. 43′ü sadece orada yetişen 1.518 bitki türünü barındıran Munzur Vadisi, barajlarla hapsedilecek. Sayısız su akıntısının inanılmaz bir doğa güzelliği içinde Munzur Çayı ile buluştuğu 85 kilometrelik vadi, yapılacak 8 baraj ile “liğme liğme” doğranacak. Ve Türkiye, bedeli böylesine bir çevre katliamı olan baraj yatırımları ile toplam enerji üretimini sadece binde 9 oranında artıracak.   Bir süredir, “Munzuruma Dokunma” adıyla yapılacak olan barajlara karşı kamuoyu oluşturmaya çalışan Tuncelililer, Keban Barajı’nın dibindeki Munzur Çayı üzerine 8 baraj birden yapmayı, bir “insansızlaştırma projesi” olarak görüyor.
Çünkü bu barajların yapımı ile birlikte su toplama havzası haline gelecek olan milli parkta 84 köy boşaltılacak.
  Yapılacak olan barajlar içinde Munzur’a “öldürücü darbeyi” Konaktepe Barajı vuracak. Bu baraj, vadiyi neredeyse tam ortasından 25 kilometrelik bir su toplama havzası ile iki parçaya bölecek.
Konaktepe Barajı ile Türkiye’nin ilk milli parkında mutlak koruma alanı’nın yüzde 63′ü sular altında kalacak.
  1971 yılında milli park alanı ilan edilen Munzur Vadisi’ni “yok etme” pahasına baraj yapma mantığını kimse anlayamıyor. Sokaktaki insandan, esnafa, sanayiciye, belediye başkanına kadar kimse bu barajların yapılmasına taraftar değil.
  Biraz aklı ve sağduyusu olan herkesin karşı çıkmasına rağmen, baraj projesi kimseye kulak asmadan adım adım ilerliyor. Sondaj çalışmaları ile Munzur’un kalbine iğneler batırılmaya başlandı bile.
  Türkiye’de hiçbir su akıntısı üzerine bu kadar fazla sayıda olmayan barajların yol açacağı sosyal, ekolojik ve ekonomik tahribatın boyutları gerçekten korkutucu.
 NELER YOK OLACAK?
- Milli Park ilan edilen Munzur Vadisi içinde kalan alanlar tahrip olacak, dünyanın en zengin yaban hayatı özelliklerini taşıyan bu bölgede denge bozulacak, birçok hayvan ve bitki türü yok olacak.

- Dünya üzerinde benzeri çok az bulunan kırmızı pullu alabalıkların, çengel boynuzlu ve bezuvar dağ keçilerinin ve ür kekliklerinin soyu tükenecek.

- Kar yağışının azalmasına paralel olarak kutsal Munzur gözelerinin kaynakları azalacak.

- Munzur Vadisi üzerinden gerçekleşecek tüm ulaşım sona erecek. Ovacık - Tunceli yolu ortadan kalkacak, il merkezi uğrak yeri olmaktan çıkacak.

- Zaten insansızlaştırılmış bölgede göç artacak, insan olmadığı için yatırım da yapılmayacak.

- Barajlar çamurlarla dolduğunda ömürlerini tamamlayacak ve geriye sadece balçık yığını kalacak böylece kutsal sayılan efsanevi Munzur Baba tüm güzellikleriyle yok olacak.
MUNZUR Çayı’na Türkiye’nin enerji üretimine hissedilir bir katkısı olmayacak
   Mercan, Pülümür ve Munzur Vadilerini bugün için birer göle, gelecekte ise bataklığa çevirecek olan barajlardan devletin elde etmeyi amaçladığı yıllık enerji miktarı 362 MW. Bu miktar enerji, hidrolik kaynaklarımızdan elde edilen toplam 37.079 MW’lık enerjinin yüzde 09.7’si kadar.
  TUNCELİ Belediye Başkanı Hasan Korkmaz bu barajların yapılması halinde Tunceli’nin “insansızlaştırılacağını” düşünenlerden. Korkmaz, “Zaten nüfusumuz 70-80 binlere düşmüş. Böyle bir barajlar zinciri yapıldığında ilin az olan nüfusu 20-30 arasında göçe uğrar. İnsanlar toprağını bırakacaktır.
    Evini, köyünü bırakacaktır. Ulaşım tamamen yok olacaktır. Hayvancılık tamamen yok olacaktır. Arıcılık tamamen yok olacaktır. İnsanın doğal yaşama koşulu tamamen ortadan kalkacaktır. Böyle bir potansiyel yok olduğu zaman, insanlar ne yapacak?’’
  Bu söylediklerimden sonra bu soruyu cevaplamak artık kolay değil mi? Zaten göçe zorlanan halk iş umuduyla aş umuduyla büyük şehirlere göç edecek. Haksızlığın yoksulluğun ihanetin iktidar savaşının acının pençesine itilecek. Evinden toprağından kültüründen yaşayış şeklinden kopacak yabancılaşacak. Hiç bilmediği bir yaşama ayak uydurmak çabası içinde yüksek binalar arasında kaybolacak belki.   Peki bu acımasızlığın bu kadar insanın kaderine itilmesinin bu insansızlaştırma projesinin bir sebebi yok mu? Elbette ki var aslında bu proje yeni gerçekleştirilmek istenen bir proje değil.       Tunceli de yaşanan 1937-38 olayları sonrasın da bölgede ki 70 bin insanın katledilmesi 10 bin insanın ise sürgüne gönderilmesiyle aslında bölge insansızlaştırılmaya çalışılmıştır. Ancak dersim halkının mücadeleci yönünü yüzyıllardan beri süregelen o onurlu duruşunu  ne katliamlarla ne sürgünlerle nede dikecekleri barajlarla körelte bilirler. Yok olmaların eşiğine gelmiş dersim şimdide göçün işsizliğin evsizliğin umutsuzluğun eşiğine sürüklenmekte. Ancak ne dersimli Munzurunu bırakacaktır nede Munzur akmayı. Dersimin simgesi haline gelen Munzur dersimliyi anlatırcasına daha çok çağlayacak tüm engelleri aşıp bentleri çiğneyerek akıp gidecektir. Bu sözümüz onurlu mücadeleci haksızlığa boyun eğmeyen herkese ‘MUNZUR ONURUNDUR ONURUNA SAHİP ÇIK’’  

Bütün yıldızlar üstüne düşer dersimin

Çeyizlik kızların en onurlu dilekleri tutar

Piro suskun piro durgun Munzur yorgun

Yolun açık olsun dersim…

Popularity: 1% [?]

HÜRRİYET KAVGASI

Yine kitaplari, türküleri, bayraklariyla geldiler,
dalga dalga aydinlik oldular,
yürüdüler karanligin üstüne.
Meydanlari zaptettiler yine.

            Beyazit’ta sehit düsen
            silkinip kalkti kabrinden,
            ve elinde bir günes gibi tasiyip yarasini
            yikti Sahmeran’in magarasini.

Daha gün o gün degil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duydugunuz çakallarin ulumasidir.
Saflari siklastirin çocuklar,
bu kavga fasizme karsi, bu kavga hürriyet kavgasidir.
                                                          NAZIM HİKMET RAN

Popularity: 1% [?]

“SIFIRCI” ÖZEL OKULLAR

“SIFIRCI” ÖZEL OKULLAR
merhaba dostlar yeni ve geç kalınmış bir yazımıza devam ediyoruz. Daha önce anadolu lisesi efsanesi yazımızda liselerin 2007 öss başarı oranlarını yazmıştık. Ve yazının devam edeceğini belirtmiştik. Gene milliyet gazetesinin 8 ocak 2008 sayısında bu sefer “sıfırcı özel okullar “ başlığıyla öss ye öğrenci gönderemeyen özel okulları ele almış. Bu haberi sizlerle paylaşmak istedik.
“ binlerce ytl’lik eğitim ücretleriyle dikkat çeken özel okullardan bazıları 2007 yılındaki öğrenci seçme sınavı’nda Hiçbir öğrencisini üniversiteye sokamadı. Devamı →

Popularity: 1% [?]

Clara Zetkin

Clara Zetkin, kızlık soyadı Eissner (5 Temmuz 1857 - 20 Haziran 1933) devrimci sosyalist Alman politikacısı ve kadın hakları savunucusu.

1917`ye kadar Almanya Sosyal Demokrat Partisi`nde aktif olarak çalıştı, daha sonra Almanya Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi`ne (USDP) katıldı ve Spartaküst Birlik`in kurucuları arasında yer aldı, bu birlik 1919`da Almanya Komünist Partisi (KDP) oldu. 1920`den 1933`e kadar Reichstag`da partisini temsil etti.
Yaşamı
Zetkin, Saxony`de dünyaya geldi. Öğretmenlik eğitimi aldı, 1874`ten itibaren Almanya`daki kadın hareketi ve işçi hareketi ile ilişki içerisinde bulunmaya başladı. 1878`de Almanya Sosyalist İşçi Partisi`ne (SAP) katıldı. Devamı →

Popularity: 1% [?]

Ülkemizdeki Eşitsizlik:KADIN HAKLARI

Niye Kadının İnsan Hakları?
“Neden kadın hakları veya insan hakları değil de kadının insan hakları?” sıkça sorulan bir soru. “Kadın hakları” yerine “kadının insan hakları” terimini kullanırken vurgulamak istediğimiz çok önemli bir nokta var. Biz kadın hakları savunucuları olarak kadın haklarının insan hakları bütününden ayrı tutulmasına karşı çıkıyoruz. Zira kadınların talep ettiği pek çok hak aslında kadınlara özgü ayrıcalıklı haklar değil; erkek-kadın, yaşlı-çocuk, her insanın doğuştan sahip olması gereken haklar. Bu yüzden söz konusu hakların sanki sadece kadınları ilgilendiren marjinal haklar olduğu izlenimini veren “kadın hakları” terimi yerine “kadının insan hakları” demeyi tercih ediyoruz.

 Kadına karşı şiddet Dayak sonucu yoğun bakıma alınmış bir kadınDünya kadınlarının 3′te 1′i hayatlarında en az bir kez evde şiddete maruz kalıyor. Bu şiddetin kaynağı genellikle eş veya sevgili oluyor.Türkiye’de kadına karşı şiddet oranı gelişmiş devletlere oranla oldukça yüksek özellikle varoşlarda şiddete maruz kalan kadınların oranı %97′lere kadar çıkıyor. Namus cinayeti Gelişmekte olan bazı ülkelerde namus cinayetleri halen işleniyor ve normal kabul ediliyor. Namus cinayetleri özellikle güney Asya ve Ortadoğu ülkelerinin kabile hayatı süren toplumlarında yaygın. Namus cinayeti genellikle İslam ile özdeşleştirilse de özellikle Arap ülkelerindeki bazı Dürzi ve Hristiyan toplumlarında da namus cinayetlerine rastlanıyor. Namus cinayetleri en başta zina nedeniyle işlenirken, evlenmek istemeyen ya da boşanmak isteyen, hatta tecavüze uğrayan kadınlar da eşleri veya akrabaları tarafından öldürülebiliyorlar. Bu toplumlarda kadına hak görülen zulüm ve cezalar aynı “kabahati” işleyen erkeklere uygulanmıyor.

8    Mart Dünya Kadınlar Günü ·        

 1857 yılında, ABD’de dokuma işçisi kadınların daha insanca bir yaşam isteğiyle, eşitsizliğe ve ayrımcılığa, uzun ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı mücadeleye başladıkları 8 Mart, ilerleyen süreçte, tüm dünya kadınlarının kutladığı bir gün haline geldi·     

    1857’den beri dünyanın birçok ülkesinde kutlanan bu gün 1977 yılındaki Birleşmiş Milletler genel toplantısında Kadın Hakları ve Uluslararası Barış günü olarak kararlaştırılmış ve kadınların haklarının verilmesinin dünya barışını güçlendireceği kabul edildi. ·     

    Böylece 8 mart Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerde ‘Uluslararası Kadın Günü’ olarak kutlanmaya başladı.

·         8 mart, 19′uncu yüzyılın sonlarından bu yana kadınların talep ve özlemlerini dile getirmedeki kararlılıklarını sergiledikleri ve bu güne dek hiç de küçümsenmeyecek haklar elde ettikleri bir gün oldu.

·         Kadınların daha eşit ve daha yaşanılır dünya için başlattığı mücadele, toplumların her kesiminde yankısını bulbuldu ve destek gördü. Günümüzde uluslararası insan hakları belgelerinde her insanın eşit ve özgür doğduğu, herkesin insan haklarına ve temel özgürlüklerine hiçbir ayrım gözetilmeksizin fırsat eşitliği çerçevesinde sahip olduğu ve cinsiyete dayalı ayrımcılığın kabul edilemezliği ilkeleri benimsendi.

Atatürk’ ün kadın hakları için söyledikleri

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel düşüncesi kadınları değil, erkekleri dahi
savaş meydanına götürmemektir. Ancak Türk Ulusu’nun yüksek varlığına, hangi yandan olursa olsun, ilişildiğinde işte o zaman Türk kadınları, Türk erkeklerinin bulunduğu yerde hazır, eylemde olacaklardır.3 Mayıs 1935 ( Türk Kuşu’nun açılışında )
İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşmuştur. Olası mıdır ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini önemsemeyelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Olanaklı mıdır ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsinDünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ulusunda, Anadolu köylü kadının üstünde kadın çalışması söylenemez. Dünyada hiçbir ulusun kadını, “Ben, Anadolu kadınından daha çok çalıştım, ulusumu kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadınından daha çok çabaladım.” diyemez. 21 Mart 1923 ( Konya Kızılay Kadınlar Kolu’nun verdiği davette)

Bundan dolayı, kadınlarımız, hatta erkeklerimizden daha çok aydın, daha çok kültürlü, daha çok bilgili olmak zorundadırlar. Eğer gerçekten ulusun anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar.21 Mart 1923 ( Konya Kızılay Kadınlar Kolu’nda verilen davette)

Bir toplum aynı ülküye bütün kadınları ve erkekleriyle birlikte yürümezse, ilerleyip uygarlaşmasına teknik ve bilimce olanak ve olasılık yoktur.21 Mart 1923 ( Konya Kızılay Kadınlar Kolu’nun verdiği davette )

Popularity: 1% [?]


  • Son yorumlar

    • marti: deniz gezmiş yiğit bir devrimciydi. kendini halkına adamıştır. marksizim ve leninizmi kavrayıp...
    • deniz damla: herşeyin gizli saklı olduğu bi dünyada yaşıyoruz. idamından herkes suçluydu ancak ölümünden...
    • marti: kadın feodalitede 2. sınıf insan hatta kadını yok sayma gibi durumlarla karşılaşmıştır bu tek...
    • daphne: özür dileriz bir düzeltme yapıyorum ilk yoruma dair.yalnış bilgi vermişim kusura bakmayanı...
    • daphne: liseli meydanında daha önce 8 martla ilgili yayınlanış yazıyı okumanı tavsiye ediyorum. kölelerin...